1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git
Symbolbild | Besuch beim Psychologen
Fotoğraf: Sergiy Tryapitsyn/PantherMedia/IMAGO

Ruh sağlığımız kötüleşiyor

10 Ekim 2022

Korona pandemisi, rekor enflasyon, artan geçim sıkıntısı, ekonomik belirsizlikler, gelecek kaygısı… Dünyada ruhsal sorunlar yaşayanların sayısında patlama yaşanıyor. Peki ruh sağlığımızı korumak için ne yapmalıyız?

https://p.dw.com/p/4HzjU

Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) 2019 yılı verilerine göre dünyada 280 milyon insan depresyon, 970 milyon kişi ruhsal bozukluklar yaşıyor. Her yıl 700 binden fazla kişi intihar ederek yaşamına son veriyor.

2020 yılında koronavirüs pandemisinin patlak vermesi sonrasında hükümetlerin getirdiği kapanma önlemleri, sosyal yaşamın kısıtlanması, yaşanan ekonomik belirsizlik ve sıkıntılar ruh sağlığına önemli bir darbe indirdi. DSÖ verilerine göre pandeminin ilk yılı 2020'de anksiyete (kaygı bozukluğu) ve klinik depresyon yaşayanların sayısı sırasıyla yüzde 26 ve yüzde 28 oranlarında artış gösterdi. Böylelikle ruhsal hastalıklardan muzdarip insan sayısı 1 milyara yükseldi.

Koronavirüs pandemisinin ardından gelen Ukrayna savaşının yarattığı ekonomik belirsizlikler, dünya nüfusunun ruh sağlığına yönelik kaygıları daha da artırıyor. Pandemideki kapanma önlemleri artık gündemde olmamasına rağmen enerji krizi, yüksek enflasyon ve ekonomik kriz gibi yeni belirsizlikler ruh sağlığını tehdit etmeye devam ediyor.

"Kötü" hissedenler iki yılda iki kat arttı

AB’ye bağlı Eurofound ajansının, pandeminin ilan edildiği Mart 2020 ile Mayıs 2022 arasında internet üzerinden yaptığı anketler de bu durumu doğruluyor. AB'ye üye 27 ülkeden 200 bin kişiyle yapılan anketlerde ruh sağlığını "kötü" ya da "çok kötü" diye nitelendirenlerin oranı Mart 2020’de yüzde 6,4 iken Mayıs 2022'de iki kat artarak yüzde 12,7'ye yükseldi. Geçim sıkıntısı yaşadığını söyleyenlerin oranı da yüzde 47'den yüzde 53'e yükseldi.

İş yerinde stres de ruh sağlığını olumsuz etkileyen önemli faktörlerden. 2019 verilerine göre çalışma yaşındaki yetişkinlerin yüzde 15'i ruhsal bozukluklar yaşıyor. DSÖ ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verilerine göre depresyon ve anksiyete nedeniyle yılda 12 milyar iş günü, boşa gidiyor. Bunun küresel ekonomiye maliyeti 1 trilyon dolar olarak tahmin ediliyor.

DSÖ’den "ruh sağlığına yatırım" çağrısı

DSÖ, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü vesilesiyle pandemi, savaş ve ekonomik belirsizliklerin ruh sağlığına etkilerine dikkat çekerek ülkeleri ruh sağlığına yapılan yatırımları artırmaya, sağlık sistemlerinde reforma çağırdı. Korona pandemisinin, sağlık sistemlerinin bu çapta sorunlara ne kadar hazırlıksız olduğunu gösterdiğine işaret eden DSÖ, 2020 itibarıyla hükümetlerin sağlık bütçelerinde ruh sağlığına ayırdıkları payın ortalama yüzde 2 oranında olduğuna dikkat çekti. Bu oran, düşük gelirli ülkelerde yüzde 1’e kadar düşüyor.

Depresyon ve ruh hastalıklarına karşı etkin tedavi yöntemleri bulunmasına rağmen düşük ve orta gelirli ülkelerde hastaların yüzde 75’i tedavi olanaklarından yararlanamıyor. Pandemi döneminde doktora başvuranların sayısındaki azalma ve tedavi süreçlerinin kesintiye uğraması gelişmiş ülkelerde de sağlık hizmetlerine erişimi olumsuz etkiledi.

Ruh sağlığımız için kendimiz neler yapabiliriz?

Uzmanlar, stres, kaygı ve korkulara rağmen ruh sağlığını koruyabilmek için her şeyden önce "kendinize iyi bakın" diyor. Peki nasıl?

DSÖ'nün 113 ülkeyi kapsayan araştırması, anksiyete ya da depresyon gibi ruhsal bozukluklar yaşadığını belirtenlerin kendini iyi hissetmek için en çok kullandığı yöntemi ortaya koyuyor: Daha sağlıklı yaşam alışkanlıkları geliştirmek, doğada ya da açık havada daha fazla zaman geçirmek, arkadaşlar ya da aile fertleriyle konuşmak.

Uzmanlar ve psikologların önerileri temelde sağlıklı bir yaşam için önerilenlerden pek farklı değil: Sağlıklı ve dengeli beslenmek, alkol, sigara, uyuşturucu gibi risk faktörlerinden uzak durmak, düzenli egzersiz hatta mümkünse spor yapmak, düzenli uyku.

Yeşilin gücü: Orman stresi emiyor

Alman psikiyatri profesörü Isabella Heuser, açık havada, mümkünse bir ormanda geçirilen zamanın ruh sağlığı için önemine işaret ediyor. "Her ağaca sarılmanız gerekmiyor tabii, ama orman gerçekten de sakinleştiriyor" diyor. Heuser, düzenli olarak yürüyüşlere çıkmanın, mümkünse otomobil yerine bisiklet kullanmanın ruha nefes aldırdığını söylüyor. Doğanın stres azaltıcı etkisinin bilimsel olarak kanıtlanmış olduğuna işaret eden Heuser, yeşil alanda geçirilen 20-30 dakikalık sürenin stres hormonu kortizol seviyesini kalıcı olarak düşürdüğünü belirtiyor.

Deutschland Bad Godesberg 2016 | Symbolbild Breitensport & Fitness
Fotoğraf: picture-alliance/dpa/M. Hitij

"Çarkın dışına çıkmak"

Psikolog ve uzmanların üzerinde durduğu bir başka nokta, kendine zaman ayırmak, çarkın dışına çıkmak. Uzmanlar, kendine zaman ayırmanın kendine olan sevgi ve saygıyı göstermenin en değerli biçimi olduğuna işaret ediyor. Önerileri, "Kendinize belirli zaman dilimleri ayarlayın. Rahatlayıp elinize bir kitap alın ya da hiçbir şey yapmayın. Küçük molaları günlük yaşamın içine entegre etmeyi ihmal etmeyin."

Bir başka öneri, kişide kaygı uyandıran konularla ilgili medya yayınlarına gereğinden fazla maruz kalmamak. Psikologlar, uzun süre Covid ya da enerji krizi ve yüksek enflasyonla ilgili yayınları takip etmenin kaygı ve korkuları daha da pekiştirebileceği uyarısı yapıyor. Normal yaşama dönmek için insanın hoşuna gidecek başka etkinliklere yönelmesi salık veriliyor.

Kendinizle övünün

Uzmanlar, "Övgünün ille dışarıdan gelmesi gerekmiyor" diyor ve kendine değer vermenin içten gelmesi gerektiğine işaret ederek "Son dönemde neyi iyi yaptığınızı, ne tür zorlukların üstesinden geldiğinizi düşünün. Bunu yaparken sadece işi, görevleri değil, mizah gücü, yaratıcılık, yemek pişirme mahareti gibi sizi siz yapan özelliklerinizi ve yeteneklerinizi de düşünün" diyor.

Bir başka tavsiye, yoğun stres durumlarında bile arkadaşlar ve aile fertleriyle bağlantının koparılmaması. Arkadaş çevresinin ille çok büyük olması gerekmediğine işaret eden uzmanlar, 1 ya da 2 yakın arkadaşın yeterli olduğunu söylüyor.

DSÖ de, ruhsal bozukluklarla başa çıkabilmek için her bireyin sağlığını tehlikeye atacak yüksek riskli durumlardan mümkün olduğunca kaçınmayı öğrenmesi gerektiğine işaret ediyor. DSÖ, stresle başa çıkmayı öğrenmek, ruhsal sorunlar fark edildiğinde bunu yönetmeyi ve hakkında konuşmayı öğrenmek ve gerektiğinde gecikmeden yardım istemenin de önemini vurguluyor.

DW,KNA,rtr/BK,EC