1. İçeriğe git
  2. Ana menüye git
  3. DW'nin diğer sayfalarına git

NATO: Beş soruda İsveç-Finlandiya-Türkiye gerilimi

31 Ocak 2023

Erdoğan'ın sadece Finlandiya'nın NATO üyeliğine onay vereceği açıklamasına itiraz geldi. İsveç-Finlandiya-Türkiye hattında tansiyon yüksek. Peki gerilimin arka planında yatan nedenler neler?

https://p.dw.com/p/4Mvp9
Belgien Brüssel Türkische Flagge am NATO Hauptquartier
Fotoğraf: Reuters/F. Lenoir

Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaş sonrasında İsveç ve Rusya'ya komşu olan Finlandiya yıllardır süren tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO'ya üyelik başvurusunda bulunmuştu. NATO'ya yeni üye katılımı ise tüm ittifak üyelerinin onayı ile mümkün. Macaristan ile Türkiye ise bu iki Kuzey Avrupa ülkesinin üyeliğini henüz onaylamadı. Bu iki ülkeyi terörü desteklemekle suçlayan Türkiye, öne sürdüğü şartları yerine getirmedikleri sürece iki ülkenin üyeliğine onay vermeyeceğini tekrarlıyor. Aslında yürütülen müzakereler sonucunda İsveç ve Finlandiya ile anlaşma sağlanması ve Türkiye'deki seçimler sonrası Ankara'nın NATO üyeliklerini kabul etmesi bekleniyordu. Ancak yaklaşık iki hafta kadar önce Stockholm'de meydana gelen Kur'an yakma eylemi sonrası tansiyon yükseldi ve Ankara, İsveç ve Finlandiya ile yürütülen müzakere sürecini askıya aldı. Cumhurbaşkanı Recep TayyipErdoğan daha sonra sadece Finlandiya'nın üyeliğini onaylayabileceğini söyledi.

Peki şimdi ne olacak? Türkiye tam olarak bu iki ülkeden ne istiyor? NATO'nun genişlemesi neden önemli? Türkiye'nin taleplerinin yerine gelmesi mümkün mü? İsveç-Finlandiya ve Türkiye hattında yaşanan gerilimin arka planını derledik.

Türkiye, İsveç ve Finlandiya'dan ne istiyor?

Türkiye, İsveç ve Finlandiya'yı terörü desteklemekle suçluyor ve her iki ülkede bulunduğunu söylediği terör suçlularını iade etmemekle itham ediyor. Ancak hangi ülkede Türkiye'nin tanımı doğrultusunda kaç terör suçlusunun bulunduğu ve kaçının resmen iadesinin talep edildiği bilinmiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ocak ayı içinde önce 100'ü aşkın, 130 civarında demiş, bu hafta da 120 kişiden oluşan bir listeyi iki ülkeye ilettiklerini söylemişti. Anadolu Ajansı da geçen yıl son beş yıl zarfında Finlandiya'dan 6'sı PKK, 6'sı da Gülen hareketi üyesi olmak üzere Türkiye'nin 12 kişinin iadesini talep ettiğini, İsveç'ten ise 10 Gülen, 11 de PKK üyesinin iadesi için başvuru yapıldığını duyurmuştu. Toplamda da her iki ülkeden iadesi istenen 33 kişinin bulunduğunu aktarmıştı. 

İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström ve Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu
İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström ve Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Fotoğraf: Ali Unal/ ASSOCIATED PRESS/picture alliance

2016 verilerine göre 10 milyondan fazla nüfusa sahip İsveç'te tahminen 85 bin Kürt kökenli yaşıyor. Yaklaşık 5,5 milyon nüfusa sahip Finlandiya'daki Kürt nüfus ise 16 bin civarında. Bu iki ülkede kaç Gülen Cemaati üyesi olduğuna dair veri bulunmuyor. İsveç Başbakanı Ulf Kristersson'un Kasım 2022'de yaptığı Türkiye ziyaretinde Cumhurbaşkanı Erdoğan Gülen hareketi üyesi olmakla suçlanan gazeteci Bülent Keneş'in iadesini bizzat dile getirdiyse de İsveç sene sonunda bu talebi geri çevirdi. Gülen yapılanması, Avrupa'da terör örgütü olarak kabul edilmiyor. PKK ise İsveç ve Finlandiya'nın dahil olduğu Avrupa Birliği'nin terör örgütleri listesinde. İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström Kasım 2022'de yaptığı açıklamada, Türkiye'nin PKK'nın uzantısı olarak gördüğü hem PYD hem de askeri kolu YPG'yi desteklemeyeceklerini söylemişti.

Avrupa'nın terör tanımı ile Türkiye'ninki neden farklı?

İsveçli Türkiye uzmanı Paul Levin, Türkiye'deki terör tanımının Avrupa'dakine kıyasla çok daha geniş olduğuna işaret ediyor. Konuyla ilgili Alman ARD televizyon kanalına konuşan Levin, İsveç'te örneğin birinin terör örgütü üyesi olmasının açık ve net biçimde yasak olmadığını, "terörist" sayılması için o kişinin bir terör saldırısı planladığının veya düzenlediğinin kanıtlanması gerektiğini söyledi. Temel hak ve özgürlüklerin de bu ülkelerde daha geniş olduğunu aktaran Levin, İsveç polisinin kamuya açık alanlarda örneğin PKK bayrakları sallanmasını engelleme yetkisi bulunmadığını belirtti. Ankara'nın ise böyle eylemleri "PKK'ya müsamaha göstermek" şeklinde yorumladığını kaydetti. Ankara, göç ve İslam karşıtı ırkçı politikacı Rasmus Paludan'ın Kur'an yakma eylemlerini yasaklamadığı gerekçesiyle de İsveç'i eleştirmiş, aşırı sağcı Paludan'ın eylemini polisin güvenlik tedbirleri eşliğinde yapmış olmasına ayrıca karşı çıkmıştı. İsveç hükümeti ise eylemi kınadıysa da bu tür gösterilerin düşünce ve gösteri özgürlüğü kapsamına girdiğini düşünüyor.

Finlandiya, Erdoğan'ın mesajına ne tepki verdi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın üyeliğine onay vereceğini söylediği Finlandiya'dan mesafeli bir açıklama geldi. Helsinki, NATO'ya üyelik sürecini İsveç ile birlikte yürütmek konusunda kararlı olduğu mesajını verdi. Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto, "Dileğimiz NATO'ya şimdiye kadar olduğu gibi İsveç ile birlikte girmektir. Bu konuda duruşumuzda bir değişiklik söz konusu değil" açıklamasını yaptı. Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise Finlandiya ile İsveç'i ayrı tutmak gerektiğini savundu ve "Sorunlu olan ülke ile daha az sorunlu ülke arasında ayrım yapmak adaletli tutum olacak. Türkiye olarak ayrı ayrı değerlendirebileceğimizi düşünüyoruz" ifadelerini kullandı.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto
Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka HaavistoFotoğraf: Andreea Alexandru/AP Photo/picture alliance

Almanya, Ankara'nın "sadece Finlandiya" mesajına ne dedi?

Ankara'dan yapılan bu yöndeki açıklamalara Almanya'dan sert tepkiler geldi. Federal Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı Sosyal Demokrat Michael Roth, "Türkiye Cumhurbaşkanı NATO'yu bölmeyi başaramayacak" şeklinde konuştu. Twitter'dan yaptığı açıklamada Roth, her iki ülkenin de NATO'ya üyelik için gerekli bütün kriterleri yerine getirdiğini belirtti ve Erdoğan'ın Türk demokrasisine zarar verdiğini, şimdi de güvenilir bir partner olma imajını zedelediğini savundu. Yeşiller Dış Politika Sözcüsü Jürgen Trittin de Erdoğan'ı "NATO'yu bölmeye çalışarak bütün NATO'nun güvenliğini tehlikeye atmakla" suçladı. Trittin, "NATO Erdoğan'ın bu tür rahatsızlıklar yaratmasına daha ne kadar müsade edeceğine kafa yormalı" diye konuştu. Trittin, sözlerini "Finlandiya ve İsveç'in üyeliği NATO'nun çıkarınadır. Her iki ülke de Erdoğan'ın Türkiye'sinden farklı olarak demokratik hukuk devletidir. Ayrıca üyelikleriyle önemli askeri kabiliyetlerini de beraberinde getirecekler. Her şeyden önce de Avrupa'da güvenlik konusunda farklılıklar yaratılmasına izin vermemek NATO'nun çıkarınadır" diye sürdürdü.

İsveç ve Finlandiya NATO için neden önemli?

DW Türkçe'ye konuyu değerlendiren Hristiyan Demokrat Birlik'in (CDU) güvenlik politikaları uzmanı Johann Wadephul da İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya üyeliğinin Baltık Denizi ile Kuzey ve Arktis bölgelerindeki stratejik durumu belirgin şekilde iyileştireceğine işaret etti. Her iki ülkenin üyeliğinin, o bölgede Rusya'nın olası bir gerilim yaratma ihtimaline yönelik askeri endişeleri azaltmada belirleyici olacağını ve NATO'ya stratejik alan da açabileceğini savundu. "NATO'yu bir bütün olarak güçlendirecek" diye konuşan Wadephul, iki ülkenin, 70 yıl önce demokratik ülkeler tarafından kurulmuş olan NATO'ya üye olmayı istemelerinin, savaş kabiliyeti yüksek bir birlik olarak NATO'nun hâlâ ne kadar cazip olduğuna işaret eden siyasi bir mesaj olduğunu belirtti. Wadephul'a göre bundan dolayı Finlandiya ve İsveç'in üyeliğinin Türkiye tarafından özellikle engellenmesi çok üzücü, çünkü Türkiye'nin ısrarlı reddi NATO içinde birlik olmadığı yönünde de algılanabilir.

CDU'nun güvenlik politikaları uzmanı Johann Wadephul
CDU'nun güvenlik politikaları uzmanı Johann WadephulFotoğraf: DW/A. Shuka

Erdoğan'ın Finlandiya'nın üyeliğini destekleyeceğini açıklaması ise Wadephul'a göre iyi bir gelişme sayılamaz. "Dünya haritasına bakınca sadece Finlandiya'nın üyeliği NATO'nun stratejik konumunu iyileştirmekten çok daha karmaşık hale getirebilir" diyen Wadephul, iki ülkenin aynı anda NATO'ya dahil edilmesi gerektiğini savundu. Türkiye'nin şimdiye kadar NATO'nun sağlam ve güçlü bir taşıcıyısı olduğunu da vurgulayan Wadephul, Ankara'nın bu geleneği devam ettirmesi gerektiğini de belirtti. Wadephul, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a iki ülkenin üyeliğinin NATO'ya Türkiye'ye katacağı değeri görüp tutumundan vazgeçme çağrısı yaptı.